üst
Sıfat//yst//
🇹🇷 Türkçe Anlamlar (TDK)
- Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı; üzeri, fevk, alt karşıtı a. "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor." — H. E. Adıvar
- Bir şeyin görülen yanı, yüzü "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu." — M. Ş. Esendal
- Bir şeyin dış yüzü; üzeri
- → giysi "O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı." — L. Tekin
- Birine göre yüksek aşamada olan kimse; mafevk "Sonunda, üstlerinin de onayıyla bir sınav yapmaya karar verdi." — İ. O. Anar
- Vücudun beden bölümü "Üstüne şal al, öyle git."
- Artan, geriye kalan bölüm "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz." — A. Ş. Hisar
- Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan sf. "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum." — R. N. Güntekin
- Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan sf. "Üst makam. Üst rütbedekiler."
🇬🇧 İngilizce Anlamlar
- something upper compared to something else, upper "Ve burası da evin üst kısımı" — And this is the upper part of the house
- something of higher degree in classifying systems or in hierarchies compared to something else "O benden daha üst bir makamda" — He is of higher rank than me
Köken
From Ottoman Turkish اوست (üst), from Proto-Turkic *üŕ-t (“on top, high above”), derivative of *ǖŕ. Cognate with üzeri.
🔗 İlgili Kelimeler
📝 Notlarım
Giriş yapın bu kelimeye not eklemek için.